Pelin Buzluk

Elimden geldiğince 2000’li yıllardan itibaren ürün veren genç öykücüleri takip etmeye çalışıyorum. Öykü alanında gerçekten kayda değer bir canlanma yaşanıyor; bu çiçeklenmeden geriye neler ve kimler kalacak ileride göreceğiz.

Daha önce bir başka nedenle Pelin Buzluk‘la ilgili, daha doğrusu Pelin Buzluk’un kitaplarını yayımlayan Can Yayınları ile ilgili bir not yazmıştım. Bu kez onun öykülerinden söz etmek istiyorum.

Pelin Buzluk ilk öykü kitabı Deli Bal ile 2010 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü‘nü almış. İkinci kitabı ise iki yıl sonra yayımlanan Kanatları Ölü Açıklığında. Buzluk henüz yolun başında olmasına rağmen kendine özgü bir öykü dünyası kurmayı başarmış.

Kısa ve sade cümlelerle kuruyor öykülerini yazar. Cümle tasarrufu öykü için iki yanı keskin bir kılıç gibidir; hikaye kısa ve sade cümlelerle daha vurucu hale gelebileceği gibi yavanlaşabilir de; Buzluk’un cümleleri çoğunlukla iyi tasarlanmış, vurucu cümleler.

Pelin Buzluk’ın öykü dünyasında dikkat çeken bir başka unsur bilinmeyen ya da sık kullanılmayan sözcüklere yer vermesi; “kedşan”, “muncur”, “kanara” gibi. Hatta bazı öykülerinde kendisi de sözcük “imal etmek”ten geri durmuyor.

Fantastik unsurların ustaca kullanıldığı Pelin Buzluk öykülerine gotik gölgeler düşüyor zaman zaman satır aralarına. Bu bağlamda “ölüm” önemli bir tema onun öykülerinde; yaşamsa daha çok karanlık yanlarıyla çıkıyor karşımıza.

Büyük dayı bir omzunda bıçak yaralarından bir yumru, diğer omzunda muhabbetkuşu, rakıya evde devam ederdi. Bir hipopotam gibi açardı ağzını, kuşu dişlerinin arasındaki artıklarla beslerdi. Belki rakı da verirdi ona kim bilir. Sarhoş uçuşu duvara kadar. Duvar dibinde yatardı kuş, kanatları ölü açıklığında. Ve bu uçucu ölülükte düş görürdü… (Kanatları Ölü Açıklığında, s. 27)

Yorum yaz

İsmiyle Müsemma